>> Home » alevilik » alevilik
e-Posta Yazdır PDF

Alevilik kendine özgü bir inanctir

dede1

Alevilik kendine özgü bir inanctir. Alevilik diger inanclarinda birbirilerinde etkilendigi gibi, islam dininde ve diger dinler ve kulturlerin etkisinde kalarak inancina bir takim alintilar olsada, gerek ibadet bicimi, 4 kapi kirk makamiyle, kendine ozgu rituelleri, insani kamil, enel hak tassaffuf dusunce ve felsefesiyle kendine ozgu bir inanctir

Alevi inancının temelleri:

Ismail Kaplan, AABF Egitim Sorumlusu

Bir inancın tarifinde inanç, ibadet, gelenek, kültür gibi kavramlar doğru olarak kullanılmalı ve birbirlerine karıştırılmamalıdır.

İnanç; Tanrı, yaradılış ve yaşamdan sonrasına (yani biyolojik ölüm) yönelik birbiri ile çelişmeyen ifadelerin ve mesajların bütünüdür. Bu konuda Aleviliğin en belirgin özelliği, “ikilik”i değil “birlik”i ve “ölüm”ü değil “can”ın ölmezliğini savunmasıdır.
İbadet, inançlarını birlikte ya da tek tek bireylerin kendi kendilerine ve topluca ifade etmeleri ve inandıkları “Hak”, “Tanrı”ya da “Allah” a yönelik duyguları gönülden ve aynı dilden yerine getirmeleridir. Aleviler topluca; “birlik” inancını sembolik de olsa yaşamayı amaçlarlar veya yaşamaya “niyet”lenirler.
Gelenek; sadece inancı yaşamak için değil, aynı zamanda ibadetin inanç alanının dışına taşması ve yaşamın diğer alanlarında da zamanla gelişen görüntüsü ve uygulamasıdır.
Kültür; geniş anlamda insanoğlunun tarihi boyunca ürettiği mallar ve bu üretim için oluşturduğu metotlardır. Zamanla insan; bu birikimi sembolize eden resim ,yazı, müzik, heykel ve diğer kalıcı objeler yaratır ki bunların tamamı da güzel sanatları oluşturur.

Alevilik geçmişte çok zengin semboller yaratmış ve Aleviler yasakları çoğu zaman bu semboller yoluyla aşmışlar ve öğretilerini bu semboller yardımıyla gelecek kuşaklara taşımışlardır. İnanç, ancak kültüre dönüştükten sonra evrenselleşebilir. Alevi inancı, saz ve Alevi deyişleri ile evrenselleşmiştir.

Bu dört kavramdan uzun soluklu olanı inançtır. İbadet biçimleri, gelenekler ve kültür, bir nesilden diğer nesile geçerken zaman, yer ve yaşam biçimlerine göre gelişmekte ve değişmektedir. Bu hızlı değişim nedeniyle diğer inançlılarda olduğu gibi; Aleviler arasında da zaman zaman kavram karışıklıkları yaşanmakta ve görüş ayrılıkları hatta birbirlerini suçlamalar ortaya çıkmaktadır. Örneğin köy kültüründe gelişmiş olan kilim ya da halı üstünde diz üstü oturarak cem yapmaktan, modern toplumun oturuş biçimi
olan sandalyede oturma biçimine geçme önerisi; bazı Alevilerce inancı değiştirme olarak suçlanabilmektedir. Bu nedenle; bireyler tarafından inancın esaslarının ve geleneklerdeki ayrıntıların bilincine varılması toplumumuzun bir arada barış içinde yaşaması bakımından son derece önemlidir. Buna; bilim alanında “aynı dilden konuşmak” denilmektedir.

Alevilik konsepti:

Alevi inancını ortaya koyarken, inançsal yapının bütünselliğinden hareket edilmelidir. Alevilik; insanın ya da insanoğlunun geçmişini ve geleceğini dikkate alarak insanı anlamak, ve tarif etmek ve insanın maddi ve manevi olgunlaşmasını ibadeti ve etik sistemi ile gerçekleştirmeyi amaçlayan kapsamlı bir yapıdır. Aleviliğin kendisine özgü bir yapısı vardır. Bu nedenle Alevilik tarifi yaparken; başka konseptlerin şablonu ile örneğin; Sünnilik ve Siilik  şablonu üzerinden Aleviliği tarif etmek eksik ve yanlışlara yol açmaktadır. Bütünü dikkate almayan tarifler; fil tarifi hikayesi örneğinde olduğu gibi; aslına uymayan ters sonuçlara götürebilir. Aleviliğin inanç yapısı; “birliğe” yani; “İnsan - Tanrı birliği”ne (tevhid) vurgu yapar. Sünnilik ve Siilik ise “ikiliğe” yani; Tanrının insan dışında ulaşılmaz bir güç olduğuna vurgu yapar. Alevilik “insanın bu dünyada insan-ı kamil olmasını” amaçlar, Sünnilik ve Siilik ise insanın öbür dünyada cenneti kazanmasını” amaçlar. Alevilik toplu ve rızalı ibadeti insan-ı kamil olmak için gerekli görür. Sünnilik ve Siilik ise kişilerin tek başına Tanrıya ibadet ederek cenneti kazanmalarını öngörür. Alevilik manaya ve içeriğe değer verir, Sünnilik ve Siilik daha çok “şekil ve Şeriata” önem verir.

İki konseptin bu ve bunlar gibi birbirinden farklı belirgin özellikleri vardır. Bu özellikleri herhangi bir değerlendirme (övme, yerme, küçümseme) yapmadan bilmekte yarar vardır. Sonuçta her inanan kişiye kendi inancı “doğru” dur. Diğer inançları bilmek ve saygı göstermek inanç özgürlüğü gereği ve Aleviler için ise kendi inançlarıgereğidir. Çünkü Aleviler; “72 millete bir nazarla bak” diyerek tüm inançların eşitliğine vurgu yaparlar.

Alevili ğin çok kapsamlı ve çok yönlü bir yapısı olmasına karşın, ne yazık ki; şimdiye de ğin Alevi inancının basit anlatımlı bir tarifi ve kurgusu ortaya çıkarılmamıştır. Bunun ana nedeni; Alevili ğin Türkiye topraklarında geçmişte ve yakın zamana kadar yasak olması ve henüz okullarda ve cem evlerinde ders olarak öğretilmemesidir. Bu eksiklikler ve zorluklar eğitim/ bilim kuralları ve diğer inanç gruplarının deneyimleri dikkate alınarak kolayca aşılabilir. Bütün bu düşünceler ışığında Alevi inancının temelleri, aşağıdaki dört ana başlıkta toplanmıştır:

  • Alevi Birlemesi (HakMuhammetAli1)
  • Insandaki kutsal güce inanış
  • insan- i kamil olmaya(olgunlaşmaya) inanış
  • canların ölmezliğine inanış

1. Alevi Birlemesi HakMuhammetAli Birlemesi (Tanrının insanlaşması): Aleviler Tanrının birliğine ve tekliğine inanırlar. Tanrı, Aleviler için yaratıcı, eşitlikçi bir Hak olup, her yerde hazır ve nazır, bilge ve her şeyde var olandır. Tanrının özelliklerini saymak ve de eksiksiz olarak saymak insan için mümkün değildir. Aleviler için Tanrının (Hakikat`in) büyüklüğünü tam olarak tarif etmek insanın bilgi sınırlarını aşmaktadır. Aleviler, Muhammet`in Tanrının elçisi /peygamberi olduğuna ve Ali`nin Tanrının velisi olduğuna inanırlar ve dillerinden düşürmezler. Onlar bu inançlarını şöyle dile getirirler: „ Allah`tan başka Tanrı yoktur, Muhammet O`nun elçisi ve Ali O`nun velisidir.“ Bunun kısa ve öz olarak ifadesi: „Ya Hak, ya Muhammet, ya Ali“. Aleviler için bu ifade; Allah, Muhammet ve Ali`nin ayrılmaz bütün olduklarının ifadesidir: Gülbenk dilinde bu inanç kısaca: „HakMuhammetAli“ Ya da “AllahMuhammetAli” dir. Bu „birleme“ Alevi inancının temelini oluşturur. Alevi birlemesinde dört anlam yüklüdür:

a. Tanrıya inanç: : Aleviler Tanrının varlığına inanırlar. Onlar için Tanrı değişik ve onlarca adlarda anılır. Tanrı, Allah, Hu, Hak, Hüda, Şah, Mevla, Ulu, Gerçek bunlardan sadece bir kaç tanesidir. Tanrısallık görebilene her yerde görülür ve O inananlarca hissedilir. Yunus Emre “ "Her kancaru bakar isem O'ldur gözüme görünen ” diye bu inanışı dile getirmiştir. Tanrısallık, her şeyde vardır. Çünkü her şey Tanrı`dan gelmedir. Her şeyde Tanrı vardır. Bu inanış Buyruk kitabında “sevgi” başlığında “Tanrı inananlara yedi yüzle gözükür.2” denilerek her şeyde “Tanrı varlı ğına inanış” dile getirilmiştir.

b. Muhammet`in peygamberliğine inanç: Muhammet Tanrının elçisidir. O Tanrı kelamını insanlara aktarmıştır. Buyruk kitabında bu konuda şöyle deniliyor: Muhammet göğün en yüksek katına erişti. Orada dostuna kavuştu. Onunla doksan bin söz konuştu. Bunun otuz bini Şeriat üzerine idi, insanlara indi. Kalan altmıs bini ise Ali`de sırroldu.”

 c. Ali`nin Veli`liğine inanç: Ali, Muhammet gibi kutsal olarak yaşamıştır. Muhammet ile birlikte yaşamı ve söyledikleri ile insanlara Tanrıya giden yolu göstermiştir. Yukarıda belirtildiği gibi; Aleviler “Ali`nin Tanrı kelamına vakıf olduğu” inancını taşırlar.

d. Hak Muhammet Ali birliğine inanç: HakMuhammetAli birlikte anılırlar ve birlikte dile getirilir. Alevilerin inancına göre, Muhammet ve Ali Tanrı nurundan
yaratılmışlardır ve bu nur/ışık tüm evreni aydınlatmakta/ bilgilendirmekte/ korumakta ve kollamaktadır. Buna Alevi tassafufunda Vahted-i Mevcut'ta deniliyor.

Burada, hem cemlerdeki tevhit`i hem de HakMuhammetAli kavramını anlayabilmek için yaratılış inancını anımsamakta yarar var: “Yüce Tanrı bütün yönleri, güneşleri, yıldızları ve gezegenleri yarattıktan sonra kendi varlığından yeşil bir umman yarattı. Bu ummana bir nazar eyledi ve ucu bacağı olmayan bir dalgalanmadan (hareketlenme) sonra ummandan bir inci meydana geldi. Tanrı bu inciyi aldı ve ikiye böldü. Bir parçası yeşil bir parçası beyaz bir ışık saçtı. Bu ışık parçalarını yeşil kubbeli bir kandile koydu. Yeşil ışık Muhammet`in beyaz ışık da Ali`nin ışığı idi. Bütün diğer “can” lar bu ışıklardan oluştu..” 3 

 Bu inanış sonucudur ki; Aleviler çoğu zaman kısa olarak “aynı nurdanız” ifadesini kullanırlar.
Yerde insan gökte melek yok iken
Kudretten bir nur indi süzüldü
Cümle mahluk kandildeki nur iken
Ayn Ali mim Muhammet yazıldı (Kul Himmet)
Alevi ibadetinin temelinde, Muhammet`i ve Ali`yi tanrı katında görmek ve üçünü birlikte anmak yatar.

Diğer ozanların şiirlerinden “HakMuhammetAli” birlemesini dile getiren bir kaç örnek daha verelim:
Sular yüzün vurur taştan taşlara
Çağlar yâ Muhammet, Ali çağırır
Bu deyişte Pir Sultan Abdal, yeryüzünde her şeyin Muhammet Ali`ye sevgisini dile getirdiği hissini /inancını dile getirir. O, tüm doğanın aynı inancı taşıdığını düşünür. 

Daima Fikrimde Zikrin Ya Muhammet Ya Ali
Gönlümün Evinde Şükrün Ya Muhammet Ya Ali
Tanıyamaz Kendi Özün Seni Yakın Bilmeyen
Alemin Ayinesisin Ya Muhammet Ya Ali (Pir Sultan Abdal)
Bu deyişte ise Pir Sultan Abdal, alemin /evrenin yansımasını Muhammet Ali`de ortaya çıktığını düşünü ve buna inanır.

Hak Muhammet Ali üçü de nurdur
Birini alma sen üçü de birdir.
Onların koyduğu doğru bir yoldur
Danıştı Muhammet böyle der Ali (Hatayi)
Burada Hatayi, Hak Muhammet Ali`nin ayrılmazlığına vurgu yapar 

Alevi ozanı Nesimi aşağıdaki nefesinde bu inancı şöyle dile getirir. Burada Hak`tan gelen nurun MuhammetAli nuru olduğu inancı dile getirilir: 

Gel aslım sorarsan ben bir niyazım
Sabır ilmi derler yerden gelirim.
Ve katre idim şimdi han oldum.
Arştaki kandilden nurdan gelirim.

Sual eylersen benim sırrımdan
Cümlemizi var eyledi varından
Yarattı Muhammet Ali nurundan
Hak ile Hak olan sırdan gelirim.
(Aşık Nesimi)

Özetlersek; Hz. Muhammet, Hz. Ali, imamlar ve tüm diğer canlar, Tanrı`nın özelliklerini taşırlar. Bu inanış “Yeşil ışık Muhammet`in beyaz ışık da Ali`nin ışığı idi. Bütün diğer “can” lar bu ışıklardan oluştu....” anlatımında ifade edilir. Bu nedenle de Aleviler tarihte “ışık taifesi” olarak da adlandırılmışlardır. Bu ışıklar (Alevi tabiri ile canlar) birlikte “ortak akıl” ı oluştururlar. Bu ortak akılda Muhammet-Alin`in yeri tartışılmazdır. Tüm insanlığın “ortak aklı” Hakikat`in bir parçasıdır. Açığa çıkan (şu ana kadar bilinen) bilgi henüz bilinmeyenin yanında çok küçük bir parçadır. Alevi inancında insan, aklı ile bilinen hakikati kavramaya ve de bilinmeyeni çözmeye çalışmaktadır. Böylelikle “insan aklını” hakikatin bir parçası olarak kabul edilebilir. Ne demiş büyük Pirimiz Hacı Bektaş Veli: “Okunacak en büyük kitap insandır.”

Alevilerce, Hak/Allah var olan her şeyi kendisi ile birlikte yaratmıştır. Tanrı, yaratılışla kendi gizini açığa vurmak istemiştir. Hacı Bektaş Veli 13. yüzyılda bu gizin insandaki görüntüsünü şöyle dile getirmiştir: “Kainattaki cennetin insandaki mukabili gönüldür”. Aleviler, Allah`a olan inançlarını, Tanrının onlara verdiğine inandıkları sevgi/aşk ile dile getirir ve Tanrıya sevgi ile ulaşmaya çalışırlar. Yunus Emre bu sevgiyi en güzel dile getiren ve tadan bir bilge kişi olarak şöyle der:

Yaradılanı severiz, Yaradandan ötürü. (Yunus Emre)

Bu nedenle Buyruk kitabındaki tariflerde en az yedi çeşit sevgiden bahsedilir. Tanrı sevdiği insanlara yedi farklı varlıkta görülür.4 Aleviler „Ancak insan-i kamil olan bu sevgiye ulaşır“ derler. İnsan-i kamil olma yolu Alevilere MuhammetAli yolu olarak ve Dört Kapı Kırk Makam değerleri ile gösterilmiştir. MuhammetAli ve İmamlar kusursuz olarak yani; günahsız olarak doğup günahsız olarak yaşamışlardır ve Tanrıya kavuşmuşlardır.5 Onlar, Tanrının en çok aydınlattığı varlıklardı. Yaşamlarında Dört Kapı Kırk Makam`da tarif edilen, hakkaniyet, sevgi, sabır ve daha bir çok güzel değerleri gösterdiler ve uyguladılar. İnananlara, insan-ı kamil olmanın ne olduğunu gösterdiler. Bu nedenle Alevilerin tüm gülbenklerinde “HakMuhammetAli” yer almaktadır. Örneğin; “HakMuhammetAli aşkına”, “Dileklerinizi HakMuhammetAli vere”, “MuhammetAli bereketini vere” gibi. Bütün bunlar; Alevilerin “HakMuhammetAli”yi inançlarının merkezine aldıklarını gösterir.

Alevilerde genelinde şöyle bir Tanrı anlayışı vardır: “Tanrı, insanın kendindedir. Tanrı yaratılan her şeyde vardır. O`nu can gözü ile görmek gerek. Annemiz ve babamız bizi sever. Biz de annemizi babamızı severiz. Tanrı kendi yarattıklarını sever. Bizi de Tanrı yarattı. Tanrı bizi de çok sever. Biz de O`nu anarak sevgimizi gösteririz.” Bunu dile getiren binlerce şiir, deyiş ve özdeyiş bulmak mümkündür: Örneğin;

Tanrım, Tanrım, Tanrım güzel Tanrım

Ben seni her şeyde tanırım

Her yerde her zaman seni görürüm

Tanrım, Tanrım, Tanrım güzel Tanrım. (Bir anonim deyişten)

2. İnsandaki kutsal güce inanış:

Alevi inancına göre insan ve diğer yaratıklar Tanrının birer parçasıdırlar. Bu inanış sadece “can” için geçerlidir. Yani; “Haktan geldik, Hakka gideceğiz.” İnancı “can ya da bazen ruh” için söylenir. Vücut için ise “Topraktan geldik, toprağa döneceğiz.” denir. “Cümlemizi var eyledi varından, Hak ile Hak olan sırdan gelirim.”diyen Aşık Nesimi ve benzer bir çok Alevi ozanının eserlerinde “can” ile ilgili bu inanışı bulmak mümkündür. Tanrı, insanı ve diğer varlıkları yaratmıştır. Bu yaratılışta, insana yaratıcının özellikleri (nur`u) verilmiştir. Tanrısal kutsallık, bütün insanlara verilmiştir. Bu kutsallığa erişmek için insan akıl ile donatılmış ve böylece sorumluluk almıştır.

Bir kandilden bir kandile atıldım

Turap oldum yeryüzüne saçıldım

Bir zaman Hak idim Hak ile kaldım

Gönlüme od düştü yandım da geldim (Hatayi)

 

Bilirim aslını nursun gevhersin

Bütün mevcudatta her şeyde varsın (Aşık Veysel)

Kuran yazılırken arş-ı Rahman’ın

Kudret katibinin elinde idim (Seyrani)

Aleviler, Tevrat`ın Tanrı insanı kendi suretinde yarattı” insan tarifi ile Kuran`ın “Biz ona şahdamarından daha yakınız” ve “Tanrı, insanı kendi ruhundan üfleyerek şekillendirmiştir” insan tarifini benimsemiştir. Tanrının insanı kendi ruhundan üflediği, onu kendi özellikleri ile yani kutsallıkla donattığı görüşü, inancımızın temel taşıdır. İnsan bütün varlıkların en güzeli ve en gelişmişidir. İnsan sıradan bir yaratık değil; ruh ve akıl ile donatılmış bir varlıktır. O, kendi iradesi ile, kendisine ve diğer varlıklara bir anlam kazandıracak, Tanrı ile ilişki kurabilecek ve bu ilişkiyi koruyabilecek özellikte bir varlıktır. Bu inanış, hem kadınlar hem de erkekler için ve sadece Aleviler için değil tüm insanlar için geçerlidir. Dindar olsun dinsiz olsun her can inancımıza göre; Tanrıdan birer parçadırlar. Tanrı görünmek isteyerek, ortaya çıkmak için insanı yaratmıştır. Tanrı adil, yani hakkaniyetlidir. Bu nedenle O`nun , herkesi eşit değerde yarattığına inancımız tamdır.

Günlük yaşamda insanların eşitliğini kabullenmemiz ve korumamız, bu inanıştan kaynaklanmaktadır. Parantez açarak hatırlatalım: Dünyadaki eşitsizliklerin sorumlusu “kader” e yani Tanrının adaletsizliğine yorumlanamaz. Eşitsizlikler, sömürü, baskı ve savaşlar, insanların ve onların oluşturdukları sistemlerin (devlet, grup, aşiret, ağa v.s.) kendilerine –nefs ve hırslarına hakim olamadıklarındandır. Öğretimizden, insandaki kutsal güce inanışı vurgulayan bir kaç örnek daha verelim:

  • Buyruk`ta “72 millete bir nazarla bak, bütün insanları bir say, onlara saygı göster“ (4.kapı, 1.makam) denir.  
  • İnsan-ı kamil olma yolunda ulaşılan olgunluk “hakikat kardeşliği; Hakkı insanda, insanı hakta görmek, ehl-i Hak ve ustad-ı kamile sevgi göstermekle olur.” şeklinde tarif edilir.6
  • Hz. Muhammet: Allah, Adem`i kendi suretinde yarattı. Allah`ın ilk yarattığı şey, benim ve Ali´nin nurudur. Biz aynı nurdanız. “demiştir. Yine Hz. Muhammet`in söylediğine inanılan “Ben ve Ali, Adem yaratılmadan ondört bin yıl önce Allah`ın ye-i kudretinde bir nur idik” hadisini; Sıdkı7 kendini “can” olarak genış anlamda “insanoğluanlamında şöyle dile getirir:  

Ondörtbin yıl gezdim pervanelikte,

Sıtkı ismin duydum divanelikte.

İçtim şarabını mestanelikte,

Kırkların Cemi`nde dara düş oldum.

Hz. Ali : “Görmesem tanımasam Tanrıya tapar mıyım ?” ifadesi ile Tanrıya olan yakınlığını dile getirir. İmam Cafer: “İnsan, Tanrının kudret eli ile kaleme aldığı kitaptır. Hikmet ile bina ettiği mabettir.” Burada “mabet” kavramı saygı gösterilen varlık anlamındadır. Büyük Pirimiz Hacı Bektaş Veli “Okunacak en büyük kitap, insandır.” Özdeyisi ile aynı yönde insanın kutsallığını dile getirmiştir. Alevilere göre “insan kalbi Tanrı`nın evi”dir. “İnsan, gerçek kıbledir”. Aleviler Allah´tan korkmazlar. Onlar Allah`ı severler. Allah´a güvenirler. Kuran`daki şu ayet bu konuda açıktır: „Tanrıya güvenen kimseye, O yeter8. Yunus Emre insana ve ondaki “can” a şöyle bir değer biçmektedir:

 

Bu tılsımı bağlayan,

Türlü dilde söyleyen

Yere göğe sığmayan,

Sığmış bu can içine

Halk içinde dirlik düzen

Dört kitabı doğru yazan

Ak üstüne kara dizen

Ol yazdığı Kuran benim

Aleviler tarafından; kutsallığın ve “kutsal mekan”ın doğrudan insanla bağlantılı olduğunu dile getirmek için anlatılan fıkra ve anekdotlarda, insanın olduğu mekanlar kutsallaşabilir, insanın olmadığı mekanlarda kutsallık aranmaz. Buna göre; cem evi bina olarak bir kutsallık taşımaz; içinde cem yapılırken o mekan kutsallaşır.9 Aleviler tarihlerinde sürekli resimlerle “Tanrı kelamı, insan yüzünde zuhur eder.” inancını dile getirmek için Tanrı kelamından oluşan resimler (insan başı, kuş, insan vücudu, deve gibi) çizmişlerdir.